www.kayarcik.net

Uzaktaki o köy, KAYARCIK köyü.

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Anadolu insancılığı ve bir arada yaşama kültürü

Sayfayı gönder Yazdır PDF

Orhan ÖZDEMİR

Hindistan'ın güney batısındaki Calicut kentinde bulunan Calicut Üniversitesi'nde 10-11 Mart 2008 tarihinde Uluslararası Mevlana Celaleddin-i Rumi Semineri vardı. Seminere, çeşitli ülkelerinden katılımlar oldu. Ben de "Mevlana ve Anadolu İnsancılığı" konulu bildiriyle katıldım. Açılış konuşmasını benim yapmam istendi. Bunu severek yerine getirdim. Daha sonra bildiriler sunuldu. Bildirilerden sonraki bir oturumun başkanlığı da bana verildi. Ülkemi ve üniversitemi en iyi biçimde temsil etmeye çalıştım.

 

Mevlana bugün Afganistan sınırları içinde bulunan Belh kentinden çıkıp Alaeddin Keykubat'ın Anadolu Selçuklu Devleti sultanı olduğu dönemde önce Karaman'a, sonra da Konya'ya gelmiş. Konya'da adına yaptırılan medresede halka açık dersler vermiştir. Kendisi de bir Sufi olan Mevlana'nın bu medresede geçirdiği dönem aynı zamanda sufiliğin en parlak dönemi olarak adlandırılmaktadır.

 

Sufiler, geleneksel olarak din adamlarının feodallerle ittifakına karşı çıkmaktadır. Günümüzde de geçerli olabilecek bu anlayışı, bilgin Sandali şu sözlerle dile getirmektedir: "İyi hükümdar, bilim adamının ayağına gelen hükümdardır. Kötü bilim adamı ise, hükümdarın ayağına giden bilim adamıdır." Bu anlayışı Mevlana da paylaşmaktadır. Konya'da kaldığı sürece medresede kalmayı yeğlemiştir.

Dönemin her bilgini gibi Mevlana da İslam'ın etkili olduğu bir coğrafya içinde yetişmiştir. İslam felsefesinden başka, Antik Yunan felsefesini ve Hint mitolojisini iyi bilmekte, Farsça, Arapça, Türkçe ve Rumca gibi dillere egemen olduğu söylenmektedir. Geniş bir coğrafyadan etkilenen Mevlana, asıl insancı (hümanist) düşüncelerini Konya'da geliştirmiştir. Anadolu Selçuklularının Anadolu'ya geldiklerinde hayvancılık ve dokumacılık bir yana, Türklerde belirgin bir beceri olan 'yönetme' kültürü vardı. Selçuklular, Bizans topraklarında karşılaştıkları yeni topluluklarla iyi ilişkiler geliştirmek istiyorlardı. Yeni topluluklarda kendilerinde olmayan taş işçiliği, çeşitli metallerin işlenmesi vb. gibi işlere ilgi duydular. Ortaya koydukları yönetim becerileriyle kendi kültürleriyle diğer toplulukların kültürünü kaynaştırmayı başardılar.  Selçuklu mimarisinin, bu kültürlerin kaynaştığını gösteren en güzel örnekler olduğunu savlayan görüşler bulunmaktadır.

Mevlana da bu kaynaşmaya şiirleriyle, düşünceleriyle önemli katkılar vermiştir. Dönemin tasavvuf felsefesinde, dolayısıyla Mevlana'da insan başlı başına bir değer taşımaktadır. Bu yüzden, Rum, Ermeni, Hıristiyan, Müslüman ayrımı yapmaksızın insan olan herkesi aşağıdaki ünlü şiiriyle dergahına çağırmaktadır

"Gene gel, gene/ Ne olursan ol, ister kafir ol ,/İster ateşe tap, ister puta, / İster yüz kere tövbe etmiş ol, / İster yüz kere bozmuş ol tövbeni./ Umutsuzluk kapısı değil bu kapı, / Nasılsan, / Öyle gel."

Mevlana'nın bu insancı anlayışına Yunus Emre'de, Hacı Bektaşi Veli'de, Karacaoğlan'da ve daha çok sayıda Anadolu ozanı ve bilgesinde rastlanmaktadır. Bunların her biri, bize bir arada yaşama kültürünü eşsiz bir miras olarak bırakmıştır. Böyle eşsiz bir miras bırakan ozan ve bilgelerimiz, on iki dilin konuşulduğu ve çok sayıda etnik grubun bulunduğu Hindistan'da ilgi görüyorsa, halkımızın, aydınlarımızın ve yöneticilerimizin bu ozanlara yaraşır tutumlar sergilemesi gerekir./Orhan ÖZDEMİR-Yeni Adana

 

Sitede ara...

Ziyaretçi sayısı

01-01-2011 - >>
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün75
mod_vvisit_counterDün55
mod_vvisit_counterBu Hafta310
mod_vvisit_counterBu Ay1310
mod_vvisit_counterToplam297660

Sitede kaç kişi var?

Şu anda 25 ziyaretçi var