www.kayarcik.net

Uzaktaki o köy, KAYARCIK köyü.

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

17 nisanlar

Sayfayı gönder Yazdır PDF

Veli ÇAKAR (Em. Öğrt.)

17 Nisan'ın bu yıl 66.cısını kutluyoruz. Köy Enstitüleri 17 Nisan 1940 yıında 3803 sayılı Köy Enstitüsü kanunu ile hizmete girdi. Köy Enstitüleriin kuruluş yıldönümü her yıl artan bir katılım ve coşku ile kutlanmaktadır. Demokratik kuruluşlar, sivil toplum örgütleri, vatandaşlar hatta mevcut idareciler bu kutlamalarda yer almaktadır.

 

Köy Enstitüleri unutulmuyor. Unutulamaz da! Kuruluş felsefesi, eğitim öğretim metotları çalışma düzeni, iş içinde eğitim uygulaması, üretime yönelen çalışmaları başlı başına kendisine özgü bir sistem içermektedir. Köy çocukları bu okullarda yetişmiş, bilgi, beceri, kültür ve sosyal yönden dopdolu olarak tekrar köye dönmüşlerdi. Anadolu köylerini aydınlatmışlar, demokrasiyi, Atatürk ilkelerini Cumhuriyetin erdemlerini, insan haklarını ve laikliği köye taşımışlardır. Türkiye genelinde yüzde on olan okuma yazma oranını on yıl gibi kısa bir zamanda yüzde ellilere yükseltmişlerdir.
 
Bu okullar örnek insan yetiştirmiştir. Giyimiyle, kuşamıyla, davranışlarıyla topluma örnek olmuşlardır. Doğruluk, dürüstlük, ulusal düşünce bu öğretmenlerin en yüksek erdemleri olmuştur. Gittikleri köylerde halkla iç içe, samimi bir dayanışma sağlamışlardır. Halk bu öğretmenlere inanmış ve güvenmiştir. Köye teknolojiyi ulaştırmışlar, modern tavukçuluk, arıcılık, yerli hayvan ıslahı yönünde çalışmalar sürüp gitmiştir. Tarımda iptidai usullerden arınma, meyveciliğin geliştirilmesi gibi uğraşlar devam ettirilmiştir. Hülasa bu öğretmenler köylere rehber olmuşlar, köylerin kalkınmasında, gelişmesinde büyük çaba sarfetmişlerdir.

 Köy Enstitüleri kapatılmasaydı, şimdi Türkiye dünyanın en gelişmiş ülkeeri arasında yer alırdı. Ulusal ve sosyal devlette milli gelir herkesi doyururdu. Herkesin işi, aşı hazır olurdu. Bu okulların kapatılması Türkiye için talihsizlik olmuştur.
 
Köy Enstitüleri için diğer ulusların eğitimcileri ne demiştir? Bir de bunlara göz atalım...
 
UNESKO: Doğuda geri kalmış ülkelere Türkiye'deki Köy Enstitüleri gibi eğitim kurumları örnek alınmalıdır.
 
Eğitimci Wolford: Türkiye'nin eğitim ve öğretim sahasındaki en başarılı hareketlerinden birisi Köy Enstitüleridir.

İsrail'den Dr. Üriel Beydi: Köyün sosyal kültürel ve insani meseleler yönünden kalkınması yolunda, Köy Enstitüsü mezunu köy öğretmenleri tarafından sarfedilen idealist gayretler, bence yalnız memleketimiz için değil, diğer milletler ve bilhassa Türkiye'nin komşuları için büyük bir ehemmiyeti haiz bulunmaktadır.
 
Amerikalı Frank Tachau: Görüş olduğum Köy Enstitüleri Türkiye gibi bir memlekette modern şehirer ile geri kalmış köyler arasındaki boşluğu doldurmak için neler yapılmakta olduğunu gösteren iyi bir örnektir. Bu örnekleri çoğaltmak olasıdır.
 
Köy Enstitüleri, bir özentiden meydana çıkmamıştır. Başka ülkelerden ithal edilmemiştir. Kendi öz benliğimizden, gerçeklerimizden doğmuştur.
 
Ne yazık ki zamanın zihniyetine, ömrünü tamamlamadan bu okullar kurban edilmiştir.

 Bu vesileyle 17 Nisan eğitim bayramının tüm eğitimcilere kutu olmasını diliyorum. Aramızdan ayrılanlara rahmet, kalanlara sağlık, mutluluk diliyorum. Ayrıca her yıl 17 Nisanları düzenleyen merhum Turan Altuntaş'a da özel saygıda bulunuyorum. Gününüz kutlu olsun, saygılarımla...

Veli ÇAKAR, Yeni Adana, 17.04.2006

----------------------------------------------

KÖY ENSTİTÜLERİ

Veli ÇAKAR (Em. Öğrt.) 

Mehmet Cimi'nin -Köylerden Köy Enstitülerine- kitabını okudum. Yazarın kitabının ikinci başlığı "O Yıllar Dile Gelse" diyor. Yazar bu kitabında 34 Köy Enstitüsü mezunu çoğunluğu yazar olan, öğretmenlerin enstitülere giriş öykülerini kendi kalemlerinden kitabına almış. Bunlardan Talip Apaydın, Mehmet Başaran, Fakir Bayburt, Mahmut Makal, Hasan Turan, Pakize Türkoğlu ve diğerleri. Kısacık hayat hikayeleri acı dolu, sancı dolu. Kimisi öksüz, kimisi yetim. Aileleri fakir. Üstlerinde elbise, ayaklarına ayakkabıları yok, herbirinin öyküleri acı bir dram. Bu sıkıntıların, adı geçen zatların yazar olmalarının en büyük etkeni olduğunu düşünüyorum.

O yıllarda yokluklarının bir kısmını bizde yaşadık. Neydi o yıllar? Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Anadolunun işgali, Ermeni zulmü, İstiklâl Savaşı, Anadolu'yu harabeye çevirmişti. Ülkede okul yok, fabrika yok, yol yok, tarım karabasanla yapılıyor. İlkel bir hayat. Sıtma, trahom, çiçek, verem ve benzeri hastalıklar insanları kırıp geçiriyor. Savaşlar insanları yok etmiş. Kadınlar dul, çocuklar yetim kalmış. Asırlardır dünyanın dört bir köşesine yollayarak kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı yerlerde bıraktığımız buna karşılık hep aşağıladığımız, hor hakir gördüğümüz köy ve köylü çocukarı en çok zarar görenlerdi.  Köyden asker alınmış, vergi alınmış ama köye hiçbir hizmet verilmemişti. Ülkede okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 20 ise köylerde bu oran yüzde 1-2 ile ifade edilebilirdi.

İşte bu şartların ilerisinde Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'un yoğun çalışmalarını görüyoruz. İnsanlarımızın topyekün okur yazar olması için devletin bu soruna el atması gerekiyordu. 17 Nisan 1940 tarihinde 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası TBMM'sinde kabul edildi. Türkiye'nin 21 beldesinde Köy Enstitüleri açıldı. Buralarda var olan, yeterli olmayan yapılarda eğitim ve öğretime başlandı. Daha sonra devletten bir kaynak almayarak, öğrenciler kirecini yakarak, harcını yaparak derslikler, yatakhaneler, işlikler, yemekhaneler ve lojmanlar yaptılar. Çevrelerini yeşile çevirdiler. Ektiler, diktiler, ürettiler, yeraltı sularını yeryüzüne çıkardılar, bozkırı cennete çevirdiler.

Bu okullardan mezun olan öğretmenler köylerde kasabalarda görev aldılar. Canla-başla ve büyük bir vatan aşkıyla çalıştılar. Cumhuriyetin erdemlerini, Atatürk devrimlerini, laikliği, hukukun üstünlüğünü ve uygar düşünceyi yurdun en ücra köşelerine taşıdılar. Eğitici çalışmalar neticesinde bir aydınlanma, bir uyanış, bir yenilik yaşamın bir parçası haline geldi. On yıl sonunda okuma yazma bilenlerin oranı yüzde 20'lerden yüzde 50'lere yükseldi. Köy Enstitüleri Cumhuriyetin ve devrimlerin öğelerinden en başta yerini korudu. Yalnız Türkiye'de değil, Dünya eğitim tarihinde de başvurulabilecek bir eğitim sistemi olarak tarihe geçti. Büyük devlet adamı İsmet İnönü bir konuşmasında "Köy Enstitülerini, Cumhuriyetin eserlerinden en kıymetlisi sayıyoruz" diyerek bu okulların önemini belirtmiştir.

Köy Enstitüleri 17341 öğretmen, 8646 eğitmen, 1248 köy sağlık memuru yetiştirmiştir. Ne yazık ki bu güzelim eğitim yuvaları 22 Ocak 1954 tarihinde Demokrat Parti iktidarı tarafından kapatılarak öğretmen okuluna çevrilmiştir. Türkiye için telafisi mümkün olmayan milli bir kayıptır.

Köy Enstitülerini kapatan zihniyet, şimdi de tarikat cemaat işbirliğinde aydınlanmayı tersine çevirmeye çalışıyor. Din halâ siyasal sömürü konusudur. Aydınların, yazarların ve halkımızın bu konuda bilinçli olması gerekiyor. Hurafelerle ve uydurma din kurallarıyla sokak sokak, hane hane gezerek halkımızı zehirlemeye çalışıyorlar. Birinci görevimiz, Atatürk İlkelerine, Cumhuriyetimize, Laik Demokratik ve Hukuk Devletimize sahip çıkmaktır. Geleceğimize sahip çıkmaktır.

Yazımı bitirirken, emeği geçen Hasan Ali Yücel'i, İsmail Hakkı Tonguç'u ve adamızdan ayrılan öğretmenleri rahmet ve saygıyla anıyorum. Yaşayan öğretmenerimize sağlık, mutluluk diliyorum.

17 Nisan eğitim bayramımız kutlu olsun diyorum.

Veli ÇAKAR, Yeni Adana, 16.04.2007

--------------------------------------------- 

KÖY ENSTİTÜLERİ

Veli ÇAKAR (Em. Öğrt.) 

Köy Enstitülerinin kuruluş yıldönümü her yıl artan bir katılım ve özlemle kutlanmaktadır. Köy Enstitüleri unutulmuyor. Unutulamıyor! Çünkü bu okullar bir zaruretten doğmuştur. O yıllarda geriye dönüp baktığımızda, ülke hep savaş yaşamıştır. Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşları ve İstiklâl Savaşı gibi.

Bu savaşlarda Anadolu insanı yok olmuştur. Genç kadınlar dul, çocuklar yetim kalmıştır. Açlık, yokluk, sefalet çekilmez hale gelmiştir.Bunun yanında sıtma, trahom, çiçek vb. hastalıklar halkı yıkmıştır.

İstiklâl Savaşı sonunda Cumhuriyet ilan edilmiş ama esas savaş yeniden başlamıştır. Yeniden yapılanma, yeniden kalkınma ve yeniden aydınlanma süreçleri başlamıştır. O gün için ekonominin temelini ilkel yöntemlerle yapılan tarım çalışmaları ve üretimi oluşturmaktaydı. Nüfusun yüzde 80'i köylerde yaşamaktaydı. Tarım işlerini de bu köylüler yürütüyordu. 1935 yılı sayımında toplam nüfusunun okuma-yazma oranı, erkeklerde yüzde 23.3, kadınlarda ise yüzde 8.2'ydi. Bu oran kırsal kesimde daha da aşağılarda idi. Öyleyse kalkınma köylerden başlamalıydı. Kalkınma eğitimle doğru orantılı olduğuna göre ülkede bir eğitim seferberliğine ihtiyaç vardı. Çalışmalar sonunda Köy Enstitüleri programı benimsendi. 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu çıkarıldı. Yurdun yedi bölgesinde, zamanla 21 okul açıldı. Önce çadırlarda, sağlıklı olmayan geçici binalarda öğretime başlandı. Daha sonra okul öğrencileri devletten bir katkı almayarak dersliklerini, yatakhanelerini, yemekhanelerini, işliklerini ve lojman binalarını kendileri inşa ettiler. Taşını taşıdılar, kiracini yaktılar, duvarını ördüler, çatısını çattılar. Kapısını, penceresini taktılar. Onların inşa ettiği yapılan halâ dimdik ayakta onurla yerlerinde, depremlere meydan okumaktalar.

Köy Enstitüleri 17341 köyün öğretmeni, 8646 eğitmen, 1248 köy sağlık memuru yetiştirmiştir. Bu okullardan mezun olan öğretmenler Anadolu'da görev almışlar, canla başla çalışmışlardır. Onlar yurt geneline demokrasiyi, laikliği, Atatürk İlkelerini ve Cumhuriyetin erdemlerini yaymışlar, yaşatmışlar. Aydınlanmayı başarmış, bu konuda öcü olmuşlardır. Çalışmalarında çevrelerine güven sağlamış, iyiliği, güzelliği, doğruluğu, dürüstlüğü en yüce erdem saymışlardır. Ülkenin kalkınması için ellerini taşın altına koymuşlardır. Eğitimde, tarım alanında, sağlıkta ve sosyal hayatta başvurulan insan olmuşlardır. Ulusalcılık özlerine işlemiştir. Bunlardan merhum Hasan Turan bir dörtlüğünde;

"Bozkırı çimen çimen

Yeşile öreceğiz

Biz ölmeden cenneti

Bu yurtta göreceğiz"

diyerek vatanın geleceğine dair özlemini dile getirmektedir.

Köy Enstitülerinin kuruluş felsefesi, eğitim ve öğretim metotları, çalışma düzeni, iş içinde eğitim uygulaması, üretime yönelen çalışmaları başlı başına kendisine özgü bir sistem içermektedir. Köy Enstitüleri Dünya eğitim tarihinde, onurlu yerini almıştır. Büyük devlet adamı İsmet İnönü bir söyleminde "Köy Enstitülerini, Cumhuriyetin eserleri arasında en kuvvetlisi sayıyoruz" demiştir. İşte böyle çok kıymetli müesseseler 1954 yılında Demokrat Parti iktidarınca kapatılmıştır. Bu okulların kapatılması, Türkiye için telafisi mümkün olmayacak bir talihsizliktir.

Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı Türkiye dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yerini bulurdu. Sosyal devlette milli gelir herkesi doyururdu. Herkesin işi, aşı olurdu. İrticai unsurlar hortlamazdı. Gericilik kendilerine alan bulamazlardı. Demokrasi kökleşirdi. Eğitim ve öğretim pozitif yönde yerini alırdı. Böylece uygar, muhtar insanlar yetişir, bunların seçtiği iktidarlarda tarafsız-yansız ulusal politika izlerler, ülkede barış, huzur, güven oluşurdu. İnsanlar mutlu olurdu. Devlet dünya ülkeleri arasında saygın yerini alırdı. Atatürk Türkiyesi de zarar görmezdi.

Yazıma son verirken 17 Nisan Eğitim Bayramınız kutlu olsun diyorum.

Veli ÇAKAR, Yeni Adana, 16.04.2008

----------------------------------------------

17 NİSAN ve KÖY ENSTİTÜLERİ

Veli ÇAKAR (Em. Öğrt.) 

Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 73. yılını kutluyoruz. Kutlu olsun. Köy Enstitüleri, bir ihtiyaçtan, bir zaruretten doğmuştur. O yıllarda geriye dönüp baktığımızda ülke hep savaşlar yaşamıştır. Birinci dünya savaşı, Balkan harbi, Çanakkale, Sakarya, İstiklal Savaşı gibi. Bu savaşlarda Anadolu insanı yok olmuştur. Genç kadınlar dul, çocuklar yetim kalmıştır. Örneğin; benim anam da babam da yetim büyümüşlerdir. Açlık, yokluk, sefalet çekilmez bir hale gelmiştir. Bunun yanında sıtma, trahom, çiçek, verem ve benzeri hastalıklar çekilmez bir durum yaratmıştır. Memlekette okul yok, yol yok, fabrika yok, hastane yok, sanayi yok, aş yok, iş yok, yok yok!

İstiklal Savaşı sonunda Cumhuriyet ilan edilmiş. Ama savaş yeniden başlamıştır. Yeniden yapılanma, yeniden kalkınma ve yeniden aydınlanma süreçleri sıraya girmiştir. O gün için ekonominin temelini ilkel yöntemlerle yapılan tarım çalışmaları oluşturmaktaydı. Nüfusun yüzde 80'i köylerde yaşamaktaydı. Tarım çalışmalarını da bunlar yapıyordu. Öyleyse kalkınma köylerden başlamalıydı. Kalkınma eğitimle doğru orantılı olduğuna göre, eğitime yatırım yapılmaktaydı. Kalkınmış ülkelere baktığımızda eğitimi yüzde 95 başardıklarını görüyoruz.

Bizdeki eğitim durumuna baktığımızda yürekler acısı. 1935 yılı sayımında toplam nüfusunun okuma yazma oranı erkeklerde yüzde 23.3, kadınlarda ise yüzde 8.2'dir. Bu oran kırsal kesimde daha da aşağılarda kalıyordu.

Ülkenin içinde bulunduğu bu şartlarda hızla eğitim ve öğretim işinin çözüme ulaşması gerekiyordu. Çareler içinde Köy Enstitüleri programları benimsendi. 17 Nisan 1940 tarihinde Köy Enstitüleri Kanunu  çıkarıldı.

Sağlıklı olmayan geçici binalarda öğretime başlandı. Yurdun yedi bölgesinde 21 adet Köy Enstitüleri okulları açıldı. Daha sonra okul öğrencileri, dersliklerini, yatakhanelerini, yemekhanelerini, işliklerini, lojman binalarını kendileri inşa ettiler. Devletten bir yardım almadan, ihale edilmeden taşını taşıdılar, kirecini yaktılar, duvarını ördüler, çatısını çattılar, kapısını, penceresini taktılar. Onların eserleri hala dimdik onuruyla ayaktadır. Onlar, yurt genelinde Atatürk ilkelerini, Cumhuriyetin erdemlerini taşıdılar. Onlar köylülerle birlikte yaşadılar. Okumayı-yazmayı yaydılar. Aydınlanmayı başardılar. Onlar doğruluğu, dürüstlüğü, iyiliği ve güzelliği en yüce erdem saydılar. Çevrelerinde, eğitim alanında, tarımda, sağlıkta ve sosyal hayatta akıl danışılan eğitimci oldular.

Onlar, vatan kalkınmasında kendilerini feda edercesine çalıştılar. İşte, o öğretmenlerden Hasan Turan, şu dörtlüğünde ülkesi için amaçlarını ne güzel ifade ediyor.

Çorak toprakları biz terle yuğuracağız.

Dağları bağ yaparak yeni köy kuracağız.

Bozkırı çimen çimen yeşile öreceğiz.

Biz ölmeden cenneti bu yurtta göreceğiz.

Köy Enstitüleri 17341 öğretmeni, 8646 eğitmeni, 1248 sağlık memurunu yetiştirmiştir. Bu öğretmenlerin yurtta okuma-yazma oranının yükselmesinde çok büyük payı vardır. 1955 yılında yapılan istatistikte okuma-yazma oranı erkeklerde yüzde 55.4'e, kadınlarda ise yüzde 24.1'e yükselmiştir.

Köy Enstitüleri'nin ülkeye ekonomik yönden, kültürel yönden ve sosyal yaşam yönünden çok büyük katkıları olmuştur. Bu hususta lokomotif görevi yapan kurumların başında gelir. Büyük devlet adamı merhum İsmet Paşa, bir söylevinde "Köy Enstitüleri'ni, Cumhuriyet'in eserleri arasında en kıymetlisi sayıyoruz"demiştir.

Böyle yararlı bir kurumu, içine sindiremeyen, köy çocuklarının söz sahibi olmasını istemeyen toprak ağaları, Demokrat Parti iktidarı 22 Ocak 1954 tarihinde Köy Enstitüleri'ni kapatarak ilköğretim okuluna dönüştürdüler. Türkiye için telafisi mümkün olmayan bir yaptırım olmuştur.

Köy Enstitüleri'nin açılmasını sağlayan ülke şartlarına göre plan, programları hazırlayan dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'i, İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç'u rahmetle, saygıyla anıyorum. O okullardan mezun olan öğretmenlerin aramızdan ayrılanlarına rahmet diliyorum. Parmakla sayılacak kadar kalanlarına da sağlık ve mutluluklar diliyorum.

Eğitim bayramınız kutlu olsun diyorum.
 
Veli ÇAKAR, Yeni Adana, 16.04.2013

 

LAST_UPDATED2  

Sitede ara...

Ziyaretçi sayısı

01-01-2011 - >>
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün117
mod_vvisit_counterDün173
mod_vvisit_counterBu Hafta637
mod_vvisit_counterBu Ay3371
mod_vvisit_counterToplam270345

Sitede kaç kişi var?

Şu anda 51 ziyaretçi var