www.kayarcik.net

Uzaktaki o köy, KAYARCIK köyü.

  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

Köylülerin yeni ortaçağı ve aymazlık

Sayfayı gönder Yazdır PDF

Orhan ÖZDEMİR

Geçen hafta içinde Mersin İl Halk Kütüphanesinde Kültür Bakanlığının direktifleriyle kimi şair ve yazarları anma toplantısı düzenlendi. Fakir Baykurt'la Abbas Sayar'ın edebiyat yaşamını, dolayısıyla Köy Edebiyatını anlatmayı ben üstlendim. İyi de oldu; anılan yazarların romanlarını yeniden inceledim. Ayrıca dünden bugüne köylerde nelerin değiştiğine ilişkin sorular yöneltme fırsatı buldum.

 

Yazarlarımızın her ikisi de 1920'li yıllarda doğmuş. Dolayısıyla her ikisi de Osmanlı'dan kalan kendi kaderine terkedilmiş köyleri çok iyi tanımaktadır. O zamanlar ülke nüfusunun % 85'ini barındıran köyler, büyük eğitimci İ. Hakkı Tonguç'un deyişiyle, tam bir mezarlık görüntüsündedir. Zaten Köy Enstitüleri de bu köylere bilimin, bilginin aydınlığını götürmek için kurulmuş ve önemli başarılar elde etmişti.

Tümü yoksul köy çocuğu olan Köy Enstitülü öğrenciler, daha öğrenciyken kendi gerçekliklerini edebiyat alanına taşımakta gecikmediler. Hatçe'yi, Iraz'ı, Bayram'ı, Memed'i anlatmaya başladılar. Bu kararlılıklarını öğretmen olarak atandıktan sonra da sürdürdüler. Fakir Baykurt onlardan biriydi. Baykurt, yapıtlarında köylülerin yalnızca doğayla savaşımını anlatmakla kalmıyor, onlara sorunlarının çözümüyle ilgili yol da gösteriyordu. Abbas Sayar da Köy Enstitülü olmamasına karşın bu yolu izliyordu. Yazarın "Yılkı Atı" adlı romanı, yoksul bir köydeki doğa-insan ilişkisinin eşsiz bir anlatımıdır.

Kuşkusuz dünden bugüne köy yaşamında değişen çok şey olmuştur. Ne var ki bu değişim sürecinde de köylüler kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Özellikle 60'lı yıllar, köyden kente ve başka ülkelere göç, köylüler için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Göçenler, göçtükleri yerlerdeki zorlukları yenmeye çalışırken de yalnız bırakılmıştır. Köyde kalanlar, üretmek yerine, üretmeden devletten para almanın yollarını arar duruma gelmiştir.

Bunlara ek olarak henüz farkında olmadıkları ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya bulunmaktadır köylüler. Bu tehlike, sanayi ürünleri artık köylere de girdiğinden, özellikle plastik atıkların denetimsiz bir biçimde köyün herhangi bir yerine atılmasıyla oluşmaktadır. Hazır çocuk bezlerinden konserve kutularına ve kirletilmiş ıslak mendillere kadar her türlü atığı sokak ortalarında görmek artık kanıksanmış olaylardandır.

Sanayi ürünlerinden oluşan atıklar için önlem almak, yeni bir bakış açısı gerektirmektedir. Köylülerin çoğu bu bakış açısından yoksun olduğu için söz konusu atıkların kendi sağlığı açısından önemini kavrayamamaktadır. Henüz bir belediye düzeni de olmadığından çöpü nereye atacağına karar verememektedir. Bu konuda da köylüler kendi kaderleriyle baş başa kalmıştır.

Köylülerin bu umarsızlığı,'Yeni bir Ortaçağın başlangıcında mıyız?' sorusunu akla getiriyor. Şimdi Köy Enstitüleri olmadığına göre, bu atıkları denetim altına alabilmek için insanların falcıya gitmesi mi gerekiyor? Yeni bir salgın hastalık başlarsa, bu aymazlığın hesabını kim verecek?

Abbas Sayar ve Fakir Baykurt'u saygıyla anıyorum./ 16.11.2009 / Orhan ÖZDEMİR / Yeni Adana

 

Sitede ara...

Ziyaretçi sayısı

01-01-2011 - >>
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün54
mod_vvisit_counterDün61
mod_vvisit_counterBu Hafta254
mod_vvisit_counterBu Ay1476
mod_vvisit_counterToplam291123

Sitede kaç kişi var?

Şu anda 26 ziyaretçi var